Edebiyat

Edebiyatçıların Uğrak Mekanı Kahvehaneler

kurumuna ad veren ve kaynaklık eden kahve bitkisi, kök boyasıgillerden, sıcak ülkelerde yetişen ve yirmi kadar türü bulunan, beyaz ve hoş kokulu çiçekli, yedi metre kadar boylanabilen bir ağaç türüdür.

Avrupa dillerindeki cafe kelimesinin türetildiği Latince coffea’nın Güney Habeşistan’da başlıca kahve üretim merkezi Kaffa’dan geldiği, dolayısıyla Afrika’daki bu yüksek yayla bölgesinin kahvenin anavatanı olabileceği düşünülmektedir. Bu görüşe göre, kahve hamur şekline getirilerek yenildiği Habeşistan’dan Yemen’e getirilmiş ve sonradan burada yetiştirilmiştir. Arapça kahva kelimesinin de Kaffa’nın değişime uğramış şekli olduğu ileri sürülmüştür.

kahve keyfi

Kahve Keyfi, ressamı belirsiz (18. yy ilk yarısı)

Kahveyi ilk keşfeden Şazeli tarikatının kurucusu Ebu’l Hasan Şazeli’dir. Katip Çelebi’nin rivayetine göre Şeyh Şazeli, 1258’de hacca giderken yolda müridi Şeyh Ahmed ile sohbete daldıkları sırada kendisine verilen kahve çekirdeklerini kaynatarak içmiştir. Bundan dolayı Şeyh Şazeli, kahveci esnafı tarafından pir kabul edilir. Bu kabule bağlı olarak, Osmanlı’nın son dönemlerine kadar İstanbul’un kurukahveci esnafı Ya Hazreti Şeyh Şazeli levhalarını dükkanlarından eksik etmemişlerdir.

Jean Leon Gerome, Cafe House al Cairo, 1883

Jean Leon Gérôme, Cafè House Al Cairo, 1883

İstanbul’da açılan ilk için Gelibolulu Mustafa Ali 1553, İbrahim Peçevi 1554 tarihlerini vermektedirler. Araştırmacılar tarafından kesin bir tarih üzerinde anlaşılmış olmasa da, İstanbul’da ilk lerin 1550’li yılların başında açıldığı genel kabul olarak benimsenmiş ve literatürü bu bilgiye göre şekillenmiştir.

İstanbul’da ilk ler Halepli Hakem ve Şamlı Şems adlı kişiler tarafından Tahtakale’de açılmıştır. Tahtakale’nin ekonomik faaliyetler ve limana yakınlıkla şekillenen kozmopolit ortamı, İstanbul’da daha önce örneği bulunmayan kurumu için uygun bir zemin olmuştur. İstanbul’da ilk kez 1554 yılında bir için ticaret siciline vergi kaydı yapılmıştır.

Franz Schams, At The Blue Bottle

Franz Schams, At The Blue Bottle

Anadolu’dan Avrupa’ya kahveyi ilk olarak 17. yy başlarında Venedikli tüccarlar götürür. 18. yy ilk yıllarından itibaren kahve içimi Avrupa’da yaygınlaşır. Kahvenin tarihi ve ’ya giriş hikayesi ise çok ilginçtir. 2. Viyana Kuşatması (1683) sonrası Osmanlı orduları geri çekilirken geride çuvallar dolusu kahve bırakır. lılar, çuvalların içindeki kahveyi, başlangıçta hayvan yemi zanneder. Osmanlıları tanıyan Georg Kolschitzky, bu çuvalların kendine verilmesini ister ve bunları sermaye yaparak Viyana’da kahve içilen bir yer açar. Böylece lılar da kahve ile tanışır.

Amedeo Preziosi, A Cafe In Istanbul

Amedeo Preziosi, A Cafe In Istanbul

Kahve, ı6. yüzyıldan itibaren dönem dönem farklı gerekçelerle yasaklara maruz kalmıştır. Yasaklar sadece İstanbul’da ve İslam dinine bağlanan gerekçelerle olmamıştır. Mekke’de de ’de de kahve yasaklara maruz kalmıştır. Baş döndürücü etkisi, bedene zarar veriyor olması gibi nedenler de kahveyi yasaklamakta öne sürülmüştür. Yahudilerin önde gelen cemaat liderlerinin işlettiği lerin ışıkları cumartesi günleri açılmazdı, bu günde kahve servisi yapılmazdı ve oyun oynanması yasaklanırdı. Osmanlı’da kahveyle ilgili ilk yasak Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye aittir. Kömür derecesinde kavrulan maddelerin tüketilmesinin İslamiyet’e aykırı olduğu gerekçesiyle kahve haram sayılmıştır, verilen fetva üzerine İstanbul’a kahve getiren gemiler, dipleri delinerek batırılmıştır.

Migirdic Civanyan

Mıgırdıç Civanyan, Tophane’de Bir (19. yy sonu)

Tanzimat sonrası İstanbul’da, fikir basınının ağırlığını hissettireceği döneme doğru, Avrupa’daki kulüp ve okuma salonlarında olduğu gibi lere benzer okuma salonları ya da odaları ortaya çıkar. Tanzimat öncesinde de bazı lerde müşterilerin okuması için kitaplar bulunsa da, bu yeni türde esas yapılan iş okumak, yani kıraat olur. Kıraat, aynı mekanda çeşitli geleneksel sahne sanatlarıyla birleşince icra edildiği yerleri kültür mekanlarına dönüştürür. Mekansal açıdan büyük bir değişiklik görülmese de, işlevsel açıdan ciddi farklılıklar göze çarpar. Yeni işlevler, kimi lerin kimlikleriyle birlikte isimlerinin değişmesine neden olur ve söz konusu olan yeni tür kıraathane ismini alır.

Kahve ya da çay eşliğinde yalnızca gazete, dergi, kitapların okunması dışında haber ve söz alışverişi gibi işlevlerle sınırlı kalmayan ve kıraathaneler, edebi tartışmalara da sahne olur. Özellikle geceleri şiir ve edebiyat yuvası halini alan bazı kıraathane veya ler, toplanan edebiyatçıların öncülüğünde matematikten edebiyata, siyasetten toplumbilime kadar her konuyu herkesin paylaşımına sunarlar. Kimi edebiyatçılarla birlikte anılan bazıları da yapılan felsefe tartışmalarıyla seslerini duyururlar. Dönemin Avrupa’daki büyük kentlerinde yaşayıp da müdavimi olmayan bir yazara nasıl ki zor rastlanırsa, İstanbul’da da artık edebiyatçılar, gazeteciler ve sanatçılar, lerin müdavimleri arasında yerlerini alırlar.

Guillaume Berggren

Guillaume Berggren’in inden de tavla oynayanlar ve seyircileri, 1875

Kahvesinde gazete ve dergi bulundurarak müşterilerine sunan Sarafim Efendi’nin 1857’de Okçularbaşı’nda açtığı Uzunkahve, ramazan geceleri bir şiir ve edebiyat yuvası halini gelirmiş. Namık Kemal, Süleyman Paşa, Hasan Suphi gibi isimler ve diğer pek çok edebiyatçı ve gazeteci çoğunlukla burada toplanır ve matematikten edebiyata, siyasetten toplumbilime kadar her konuyu masaya yatırırlardı. Uzunkahve, daha sonraları Okçularbaşı Kahvesi diye de anılmaya başlar. En sonunda Sarafim Efendi Kıraathanesi adını alır. Burada artık kitap satışı da yapılmakta ve kahveye gelen müşteriler masaların üstünde son çıkan kitapları bulabilmektedirler. Bu kahvenin ilginç yanı, yalnızca İstanbul sınırları içindeki okuryazarlarla değil, taşrayla da ilişki kurmuş olmasıdır. Herhangi bir konuda bilgi isteyen kişilerin mektupları karşılıksız bırakılmazdı. Denebilir ki Sarafim Efendi’nin Kıraathanesi, yüklendiği işlevle kıraathane nitelemesini tam anlamıyla hakeden kahvelerden biri olmuştur. Öte yandan, Salah Birsel’in belirttiğine göre kahveye sarhoş gelmek, yüksek sesle konuşmak, masaya çat çat vurarak bana bir kahve diye bağırmak, yan oturmak kesinlikle görülmeyen hareketlerdir.

Kulluk Kahvesi

1930’lu yıllarda edebiyatçı mekanlarından biri haline gelen ve adına şiirler yazılıp dergi basılan ise kuşkusuz Beyazıt’ın en önemli kahvesi olmuştur. Beyazıt Camii’nin Kapalıçarşı’ya bakan tarafında yer alan bu mekana en çok rağbet edenler şairler, romancılar, gazeteciler ve hikayecilerdir. bir yazısında kahveyi şu sözlerle anlatır: “Bu bir kahvedir; Beyazıd’da meydanın sağ tarafında, içerlek bir şey. Oraya Küllük derler.”

1940 kuşağı olarak kabul edilen bütün edebiyatçılar bu mekanın müdavimleridir. Asaf Halet Çelebi, Yahya Kemal, Faruk Nafiz, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Şekip Tunç, Hilmi Ziya Ülken, Şükufe Nihal, Abdülbaki Gölpınarlı gibi pek önemli isim Küllük’ün daimi ziyaretçilerindendir. 1940 yılından sonra kahvenin havası epey değişir. Burayı artık genç kuşak adıyla anılan yazarlar doldurmaya başlar. Abidin Dino, Fikret Adil, Rıfat Ilgaz, Hüsamettin Bozok, Sabahattin Kudret, Suat Derviş gibi isimler Küllük’te görünürler. Küllük’teki yeni eğilimin başını çeken isim Abidin Dino’dur. Dino, aynı zamanda 1940 yılında Küllük adında bir dergi de çıkarmıştır.

t. wild

T. Wild’ın inden İstanbul’da bir kahve, 1900

Beyazıt Camii’nin bitişiğinde yer alan , 1950’li yıllarda çevre düzenleme çalışmaları sırasında yıkılınca Küllük’e gelip giden bazı yazarlar tramvay yolunun öte yakasındaki Marmara Kahvesi’ne uğramaya başlarlar. Marmara Kahvesi en yoğun günlerini 1959-1971 yılları arasında yaşar. Türkiye’nin toplumsal değişimler yaşadığı ve siyasi çalkantılara sahne olduğu yıllarda yalnızca güncel siyasi tartışmalara değil, kültürel ve edebi sohbetlere de ev sahipliği yapar. Marmara Kıraathanesi’nin müdavimleri arasında Erol Güngör, Mehmet Çavuşoğlu, Durali Yılmaz, Uğur Kökden, , , İsmet Zeki Eyüboğlu, Yahya Kemal’in kardeşi Reşat Beyatlı, Ali İhsan Yurt gibi önemli isimler vardır. Burada edebi sohbetler genellikle Divan Edebiyatı üzerine yoğunlaşır. Günün şiir akımları ve yeni yayımlanan kitaplar da tartışılan konular arasındadır.

’nin yerini alan mekanlardan biri de Çınaraltı Kahvesi olmuştur. Sennur Sezer’in belirttiğine göre buraya uğrayan yazarlar arasında Onat Kutlar, Adnan Özyalçıner, Afşar Timuçin, Ece Ayhan, Önay Sözer, Ülkü Tamer gibi birçoğu 1950 kuşağı yazarı olan isimler vardır.

Fethi Sabunsoy

Fethi Sabunsoy

Osmanlı’nın son yıllarından Cumhuriyet yıllarına kadar uzanan dönemde, İstanbul’da edebiyatçıların mekan tuttuğu kahvelerden biri İkbal Kahvesi’dir. Bu kahve, Nuruosmaniye Caddesi’nin sonunda, sol köşede yer alır. Babıâli’ye, Cağaloğlu’na yakın olduğu için edebiyatçılar kadar gazetecilerin de uğrak yeridir. Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında kahveye uğrayan edebiyatçılar arasında Fuat Köprülü, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç, Agâh Sırrı, Falih Rıfkı sayılabilir. Sürekli edebiyatın, şiirin tartışıldığı mekana, savaşın sonlarına doğru Nazım Hikmet de uğramaya başlar. O yılların önemli edebiyat dergilerinden olan Dergâh’ın basım yeri kahveye çok yakın olduğu için, İkbal Kahvesi kısa zamanda Dergâhçıların da uğrak yeri olur. Dergâh Dergisi’nin çıkarılmasına da bu kahvede karar verilmiştir. 1950’li yıllarda İkbal Kahvesi, Orhan Kemal ve arkadaşlarının mekanı haline gelir. Bu isimler arasında Muzaffer Buyrukçu, Yaşar Kemal, Ece Ayhan, Oktay Akbal, Konur Ertop, Behçet Necatigil, Ümit Yaşar sayılabilir. 1960’lı yılların ortalarında İkbal Kıraathanesi kapanır ve 1966 yılında yerine bir halı mağazası açılır.

Ara Guler

Ara Güler

Sultanahmet’te yer alan Adliye Kıraathanesi, Nizamettin Nazif, Nesin, Peyami Safa, Vâlâ Nurettin, Çetin Altan, Yaşar Nabi, Doğan Nadi, Burhan Felek, Doğan Avcıoğlu, Yaşar ve Abdi İpekçi gibi birçok ismi ağırlar. Hasip ve Edip adlı iki kardeşin işlettiği bu mekan, öğrenci kahvesi olarak da bilinirmiş. Vedat Türkali’nin Güven adlı romanında adı geçen mekanlardan olan kıraathane uzun yıllar yazar, aydın ve öğrencilerinin buluştuğu yer olmuş.

Ara Güler

Ara Güler

Bazı edebiyatçıların anılarında sık sık adı geçen Meserret Kahvesi de eski ve köklü bir kahvedir, Ankara Caddesi ile Ebussuut Caddesi’nin kesiştiği köşededir. Halit Ziya, , Hüseyin Cahit gibi Servet-i Fünun yazarlarının sıkça uğradığı kahvenin o zamanki adı Yıldız Kahvesi’dir. Salâh Birsel’in anlattığına göre Meserret Kahvesi tüm İstanbul’un kahvesidir. Orada hiç değilse bir kez oturmamış bir edebiyatçı bulmak zordur. Ayrıca kahve bazı dergilerin yönetim yeri olmuştur. Örneğin, Rıfat Ilgaz, Hüsamettin Bozok, Ömer Faruk Toprak dergisini burada çıkarmışlardır. Yayın hayatına geçmemiş pek çok gazete ve dergi tasarılarına da sahne olan kahveye Peyami Safa, Fikret Adil, Reşat Nuri, Ahmet Kutsi gibi edebiyatçılar özellikle gençlik yıllarında sık sık uğrar, gazete ve dergi tasarıları üzerinde tartışırlar.

Meserret Kahvesi, Ada’dan gelen Sait Faik’in de vazgeçilmez mekânlarından olmuştur. Orhan Kemal’in de İkbal Kahvesi’ni mekan tutmazdan önce hemen hemen her gün Meserret’e geldiği söylenir. Salâh Birsel, Orhan Kemal için sabahın çok erken saatinde kapağı buraya atar, pencere önünde yanlar, Haliç Feneri’ndeki iki odanın yıllık kirası kırk lirayı nereden, nasıl bulacağını düşünür de düşünür der.

Ara Guler

Ara Güler

Eftalikus Kahvesi, 1870’li yıllarda Cafe D’Europe adıyla İstiklal Caddesi’yle Sıraselviler Caddesi’nin keşiştiği köşede (bugünkü dönercilerin olduğu yerde) açılır. 1881’den itibaren üç ayrı Rum tarafından işletilen yer, Cumhuriyet döneminde Ahmet Atalay’a geçer. Kahvenin adı Ulus olarak değiştirilse de, müdavimleri tarafından Eftalalatos ya da Eftalikus olarak anılmaya devam eder. Sait Faik’in eserlerinde adı sıkça geçer.

Yorum ekle

Yorum göndermek için buraya tıklayın

--- /* ]]> */